Muğla’nın dağ köylerinde bugün hâlâ kullanılan taş baskıların bazıları, birkaç yüzyıllık. Ama hikâye çok daha eskiye gidiyor: Anadolu’da zeytinyağı üretiminin izleri, binlerce yıl öncesine, Likya ve Karya uygarlıklarına kadar sürülebiliyor.
Antik çağda zeytinyağı yalnızca gıda değildi; kandillerin yakıtı, cildin merhemi, sporcunun masaj yağı ve tapınakların kutsal armağanıydı. Milas’ın da içinde bulunduğu Karya bölgesi, amforalarla Akdeniz’in dört yanına yağ gönderen bir üretim merkeziydi. Bugün tesisimizin birkaç kilometre ötesindeki antik zeytin işliklerinde, taş ağırlıklar ve pres yatakları hâlâ görülebilir.
Osmanlı döneminde Ege’nin zeytinlikleri çoğaldı; sabunhaneler ve yağhaneler kıyı kasabalarının ekonomisini sırtladı. Her köyün kendi yağhanesi, her ailenin kendi küpü vardı. Kasım ayında yağhane kuyruğunda beklemek, başlı başına bir sosyal ritüeldi.
Biz bu zincirin küçük bir halkasıyız. 1968’de dedemizin aldığı zeytinlikteki ağaçların bazıları, tahminen 200 yaşın üzerinde. Onların gölgesinde çalışırken şunu hiç unutmuyoruz: zeytin sabır ağacıdır; diken görmez, ektiğinin meyvesini torunu yer.
Bin yıllık hikâyenin bugünkü sayfasını, sofranıza gelen her şişeyle birlikte yazmaya devam ediyoruz.





